parkeymir1.jpg
parkeymir2.jpg

15 TEMMUZU UNUTMADIK UNUTTURMAYACAĞIZ



 Yönetim Telefonları 

 


   Tel: 0312 485 60 01  

   Cep: 0530 114 24 73  

  Fax:0312 485 60 01  



 

TOKİ DÖNEMİ BANKA  HESAP NUMARALARI

 KULLANILMAYACAKTIR

ÇANAKKALE

 

ÇANAKKALE

 

                        Türkler Hun İmparatorluğunun devamında kurulan GÖKTÜRK devleti ile tarih sahnesinde yerini almaya başlar ;

Ey TÜRK! Üstte mavi gök çökmedikçe, Altta yağız yer delinmedikçe, Senin ilini ve töreni kim bozabilir! Titre ve kendine dön! (Bilge Kağan)

 

 

Türkleri İslamiyet ile tanışmaları Orta Asya’da başlamıştır. Türklerin tek tanrı dini olarak kayıtlara geçen Şamanizm inancı ile birçok konuda benzerliği olan İslam inancının Türkler tarafından kabulü ve hızla yayılması bu benzerliğin olmasından kaynaklanmıştır.

            Öncesinde oba boylar halinde İslam’ı tercih eden Türkler Satuk Buğra Han döneminde Karahanlılar zamanında kurumsal bir yapıda İslam dini ile müşerref olmuşlardır.

            İşte yazımıza konu olan Çanakkale mücadelesi ta bu yıllara dayanır. Yani; HAK İLE BATILIN SAVAŞI BU TARİHLERDE BAŞLAR.

İslam dini ile müşerref olan Türkler; disiplinli yaşamları, teşkilatçı yapıları, sadakat ve vefa duyguları ile öne çıkmış ve İslam dininin bayraktarlığını yapmaya başlamıştır. Öncesinde ufak tefek mücadeleler olmuş ama MALAZGİRT SAVAŞI hak ile batılı tarih deki ilk savaşı olur. Sultan Alparslan, 26 Ağustos'ta ordusuyla cuma namazını kıldıktan sonra beyaz bir elbise giyerek '’bu elbise eğer ölürsem kefenim olsun’' deyip askerlerine şu nasihatlerde bulunuyor: ‘'Müslümanların camilerde dua etmekte oldukları bu saatlerde düşmanın üzerine atılmak istiyorum, galip gelirsek arzu ettiğimiz sonuç gerçekleşir, yenilirsek şehit olarak cennete gideriz. Bugün burada ne emreden bir sultan ne de emir alan bir asker var. İçinizden biri olarak sizinle birlikte savaşacağım. Benimle gelmek isteyenler peşime düşsünler, istemeyenler serbestçe geri dönebilirler.'’ ve zafer inananların olmuştur. Bunun sonucu olarak Anadolu’nun kapıları Türklere açılır.

 

 

 Hz.Ömer döneminde fethi gerçekleştirilen ve Hristiyan dünyasının kalbi olan Kudüs Müslümanların kontrolündedir. İslam dininin merkezi olan ve Allah’ın kulu ve nebisine ev sahipliği yapan Mekke ile Kudüs’ün muhafazası Anadolu topraklarında başlar. Mutlak fethi gerekmektedir. Bunu Hristiyan dünyası da bilir. Kudüs’ü kurtarmak ve Türkleri geldikleri yere geri göndermek için KITA Avrupası toplanır Haçlı seferleri başlar. Ama Anadolu’da bu sefer Sultan KILIÇ ARSLAN vardır.

HAK İLE BATILIN SAVAŞI HİLAL İLE HAÇCIN MÜCADELESİNE DÖNÜŞÜR

Anadolu’yu VATAN yapan bu aziz millet Orta Asya’dan kalkar ve Viyana kapılarına dayanır. Ama ne bedeller ödemiştir. İçerdeki işbirlikçiler ile ne engeller çıkarmıştır bu milletin düşmanları. Ne gafiller bulmuştur. İstanbul’un fethinden sonra haçlı dünyası kıta Avrupası ile bu milleti savaş alanlarında yenemeyeceğini anlamıştır. 7 düvelden, 77 milletten oluşturduğu bir güç ile Çanakkale önlerine gelmiştir. Koca AKİF bu gücü şöyle tanımlar.

 

 

Eski Dünyâ, Yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,

Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer.

Yedi iklîmi cihânın duruyor karşına da,

Ostralya’yla berâber bakıyorsun: Kanada!

Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;

Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.

Kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...

 

 

            Niyedir bu kin ve öfke. Nedeni çok basit. Avrupa o yıllarda kilisenin ve seçkinler sınıfının çıkarları için inim inim inlemekte iken Türkler tüm dünyaya adaleti, insanlığı, huzuru ve mutluluğu nakşediyor idi. Öyle bir noktaya gelinmiş idi ki Ortodoks Hristiyanlar ‘’İstanbul’da Latin külahını görmektense Osmanlı sarığını yeğlerim’’ demişlerdir. İşte bu yüce düşünceye yenilmiştir kıta Avrupası. Onu çıldırtan budur. İstiyor ki halkın köleliği devam etsin. İstiyor ki arenalarda seçilmişler için insanlar aslanlara yem edilsin. İstiyor ki birkaç soysuz için şarap masalarında kadınlar meze olmaya devam etsin.

İşte onun için Çanakkale önlerindedir bu amansızlar. Merhum Akif bu gücü şöyle anlatıyor.

 

Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak,

Boşanır sırtlara, vâdilere, sağnak sağnak.

Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,

Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.

 

 

            Çanakkale sadece Türklerin savaşı değil tüm İslam dünyasının dayanma gücüdür. Çanakkale düşse tüm İslam dünyası düşecektir. Bu bilinçte olan o kahramanları merhum Akif şöyle tanımlıyor.

 

Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;

Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat iman?

Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?

Çünkü te’sis-i İlâhî o metin istihkâm.

            Ordu komutanına, komutanı orduya tam bir sadakat duygusu ile bağlıdır. O komutan devletin ve sonrasının fotoğrafını çoktan ekmiştir. Son sözü söyler. ‘’Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler gelir, başka komutanlar hâkim olabilir.’’

 

 

            Bu mücadeleyi verenleri yine Akif şöyle anlatıyor.

 

Âsım’ın nesli… diyordum ya… nesilmiş gerçek:

İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmeyecek.

Şûhedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar…

O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar…

 

            Zafer kazanılır; 7 düvelden 77 milletten oluşan o çakal sürüsü bu imanın karşısında daha fazla duramaz. Bu zaferin ve burada görev yapanları yine Akif;

Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,

 

Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!

Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!

Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.

Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid’i…

Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.

Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?

“Gömelim gel seni tarihe” desem, sığmazsın.

 

Bu mısralar ile anlatıyor. İşte 1071 de Sultan ALPARSLAN’ın emanet ettiği bu güzel vatan kahraman evlatlarının mücadelesi ile yine medeniyetin öncüsü olmaya devam ediyor. Günümüz siyasi tartışmalarda vatan dediğimiz bu toprakların sahipleri hep tartışılmaktadır. Oysa Orhan Şefik GÖKYAY;

 

Ardına bakmadan yollara düşen

Şimşek gibi çakan, sel gibi coşan,

Huduttan hududa yol bulup koşan

Cepheden cepheyi soranlarındır…

Tarihin dilinden düşmez bu destan

Nehirler gazidir, dağlar kahraman

Her taşı bir yakut olan bu vatan

Can verme sırrına erenlerindir.

 

Sahibini belirlemiştir. Biz de atamız Bilge KAĞAN gibi ‘’EY TÜRK TİTRE VE KENDİNE DÖN’’

 

            Zulmün her türlüsünü insanlığa reva gören haçlı dünyasının zalimleri ile güzel ahlakı en büyük erdem gören Türk dünyasının masumlarının bu mücadelesi devam edecektir. Zalimin karşısında YAVUZ, masumun karşısında YUNUS gibi duran bu millet elbette zillete gark olmuş bu dünyada hakkı tutup kaldıracaktır. Bu inancı Gazi ‘’MUHTAÇ OLDUĞUN KUDRET DAMARLARINDAKİ ASİL KANDA MEVCUTTUR’’ diyerek ifade etmiştir.

Bu zaferin 106 ncı yıldönümünde başta Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ve silah arkadaşlarını, bu toprakları vatan yapam tüm şehitlerimizi, vatan için sınır ötelerinde şehadet şerbeti içmiş tüm kardeşlerimizi rahmet minnet ve şükranla anıyoruz. Ruhları şad mekanları cennet olsun.

 

Ramazan YALGIN

Yön.Kur.Başkanı

 

30 AĞUSTOS

 

PARK EYMİR TOPLU YAPI YÖNETİM KURULU BAŞKANI

SN.RAMAZAN YALGIN’DAN BAYRAM MESAJI

 

                Vatan; her metrekaresinde yaşayan insanlarının hür, bağımsız, müreffeh, mutlu ve huzurlu yaşadıkları, yaşadıkları günlerden emin, geleceklerinden umutlu oldukları toprak parçasıdır.

            Bu gün üzerinde yaşadığımız bu toprakların vatan yapılması için 26 Ağustos 1071 tarihinde Sultan Alparslan ve arkadaşları tarafından Malazgirt’te kilidi açılan kapıdan giren bu azizi milletin evlatları 30 Ağustos’ta kazandıkları zaferle Anadolu topraklarının Türkler için ebedi yurt olduğunu mühürlemişlerdir.

            Her köşesi kanla yıkanan Vatan dediğimiz bu toprak parçasını şair şiirinde ‘’Bastığın Yerleri Toprak Diyerek Geçme Tanı, Düşün Altındaki Binlerce Kefensiz Yatanı’’ diyerek bizlere emanet edilen bu vatana sahip çıkmak, şehitlerimize karşı görevimizdir.

            Yeni dünya düzeninde kazanmak için cesaretli olmanın yanında, verilen mücadeleye inanmak, bu mücadelede yola çıktıklarımıza güvenmek, var olanı paylaşmak ve en önemlisi de Türk Milletine sadakati gerektirir. Devlet yalnız saltanatın kudreti ile değil, o devletin yoluna baş koyan yiğitlerin sadakati ile kaim olur. 

            ‘’Hürriyet ve Bağımsızlık benim karakterimdir.’’ diyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün genç Cumhuriyet için koymuş olduğu hedeflere ulaşmak bizim önceliğimizdir.

            Günümüzde de ihanetle sadakatin savaşı devam etmektedir. Bizlerde atalarımızdan aldığımız güç ile zalime karşı yavuz, mazluma karşı yunus gibi olmadıkça, dışardaki düşmanlar ve içerdeki ihanet şebekeleri ile mücadele edemeyiz. Malazgirt’te bizim 30 Ağustos’ta bizim, Sultan Alparslan’da bizim Gazi Mustafa Kemal Atatürk’te bizim.  Selçuklu, Osmanlı’da bizim, genç Türkiye Cumhuriyeti ’de bizim.

            Son günlerde bunları birbirleri ile kavga ettirerek içini boşaltma gayretleri, anlamsızlaştırma cabaları ve aziz milletimizi kutuplaştırma gayretleri olduğu dikkatimizden kaçmamaktadır.

            Bu kirli oyunda rol verilenlere açık çağrımızdır. Bu millete ihanet edenler bedelini çanları ile öderler.

            Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Sultan Alparslan olmak üzere bu topraklar için can veren, kan döken tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet dilerim.

            Malazgirt kahramanlarını minnet ve şükranla anar, aziz milletimizin 30 Ağustos Zafer Bayramını tebrik ederim.

Ramazan YALGIN

Park Eymir Toplu Yapı

Yönetim Kurulu Başkanı

KURBAN BAYRAMI

Kurban, inanmaktır. Kurban, teslimiyettir.  Kurban, adanmaktır.
Aciz olana, gurbette olana, yolda kalana, iltica edene, kapına gelene, fakr ve zaruret içinde olana, mazlum olana, kimsesiz kalana gönülden bağlanmanın bayramıdır kurban. Af, rahmet ve mağfiret dileğinin gerçekleşmesi adına Allah’a gönülden niyetlerimizi arz etmektir. Bir inanç ve adanış nişanesidir Kurban. Bayram, ayrılığın birliğe, gayrılığın bütünlüğe, dargınlığın muhabbete dönüşme umududur. Kurban, yerden göğe, şarktan garba, tüm yoksul yüreklerin acılarını bir nebze de olsa dindirmek için bayramdır. Onların yaralarını sarmak ve ruhlarını onarmak adına bayramdır.
Peygamberlerin babası sayılan Hz.İbrahim, Allah tarafından önce ateşle sonra dünya mali ile ve son olarak da evladı ile yapılan imtihanları kazanarak Allah’a dost olmuştur. Bu itibarla kâmil mü’minler nazarında hayat; îman muhabbetinin seviyesinin ölçüldüğü bir imtihanlar manzûmesidir. Mü’min, Allah yolunda ne kadar fedâkârlık ve gayret göstereceği ve gerektiğinde Allah için dünyevî menfaatlerinden ne ölçüde vazgeçebileceği hususlarında, sürekli denenmektedir. Bu imtihanlardaki muvaffakıyeti nisbetinde de Rabbine yakın bir kul, hatta en nihâyet Rabbinin dostu olmaktadır.
Cenâb-ı Hak, kurbanlarımızı İbrahim -aleyhisselâm-’ın gönlündeki fedâkârlık, teslîmiyet, rızâ, takvâ ve muhabbetten hisse alarak kesebilmeyi, mazlum ve muhtaç din kardeşlerimize ikramlarda bulunarak onların gönüllerine de bayram huzuru tevzî edebilmeyi cümlemize nasip ve müyesser eylesin. 
Park Eymir Toplu Konut sakinlerinin, azizi milletimizin Kurban Bayramını kutlar, tüm insanlığın kurtuluşuna vesile olmasını dilerim. 
Kurban Bayramınız Kutlu olsun.
Ramazan YALGIN
Yön.Kur.Başkanı
 
 
 

NİYE 15 TEMMUZ?

Avrupa ve tüm dünya soyluların ve kilisenin çıkarları için kul ve köle olarak çalıştırılırken; doğudan adına Türk denen bir millet gelir binli yıllarda. Anadolu’yu vatan yapan bu millet, cesareti, yiğitliği, hoşgörüsü, adaleti, devlet düzeni ve insana verdiği değer ile göz kamaştırmaktadır. İnancından ve kültüründen aldığı ilham ile hükmettiği her yerde insanlık dersi vermektedir. Dünyevi ihtiraslarını ve çıkarlarını düşünen kıta Avrupa’sı, bu yıllarda pazarlarda insanları köle diye alıp satmakta, arenalarda şölen adı altında hayvanlara yiyecek diye takdim etmektedir. Bu ayrıcalıklarını kaybetmek istemeyen asiller sınıfı  Papa’nın organize etiği güçlerle 1095 yılında başlayan ve 1291 yılında biten haçlı seferlerini başlatırlar. Amaç; kutsal toprakları (Kudüs) kurtarmak ve tahtlarını sallayan insanları geldikleri yere (orta Asya) geri göndermektir. Oysa bu insan güruhu geçtiği her yeri yakıp yıkmakta, ayrım yapmaksızın (Müslüman, Hristiyan, Yahudi vs.) öldürmektedir. Güçlerini oturdukları tahttan, kiliseden ve sömürdükleri insanların paralarından alan bu kontlar, dükler tarihi yanılgıları ile karşı karşıya kaldılar. Karşılarına aldıkları millet (Türkler) ölümden korkmuyorlardı.
Onların ülküleri vardı. Varlığına ve birliğine iman ettikleri Allah’ın nebisi Hz.Muhammed Mustafa’nın (sav.) müjdesine kavuşmak (İstanbul’un fethi). Hedefleri vardı Kızıl Elma. İlayi Kelimetullah uğruna (İslam’ı yeryüzünün her tarafına ulaştırmak) tek gayeleridir. İşte bu tarihlerde başlar haçla hilalin savaşı.
Bu mücadele yüzyıllar sürer. Savaş alanlarında yenememişlerdir bu milleti. En sonunda ‘Türklerin elinden Kur’ân-ı Kerim’i almadıkça onları yenemeyiz’ demişlerdir. (Birleşik Krallık Başbakanı William Ewvart Gladstone) Öyle bir kin ki bu; Japon Prof. Yuzo Nagata, 1960'larda Amerikalı bir Türkologla Galata Köprüsü'nden geçiyorduk. Durdum ve "İstanbul'a bak, ne kadar güzel" dedim. Amerikalı da "Evet, bir de Türklerin olmasa", diye karşılık verdi." Hiç unutamazlar ve hiç kabul edemezler Türklerin Anadolu’yu vatan yapmalarını.
Savaş alanlarında bu milleti yenemeyeceklerini anlayan haçlı dünyası bir taraftan kültür emperyalizmi ile örf ve adetlerimizi unuttururken, Cumhuriyet’ci-Osmanlı’cı gibi yalanlarla aydınlar üzerinde oyunlar oynuyor, alevi-sünni/ Türk-Kürt/ sağcı-solcu gibi fikirlerlede bu milleti bölme senoryaları geliştirmeye çalışmışlardır. Bu kargaşalar sonucu ayaklanmalar, ihtilaller ve ayrıştırma oyunları hep hüsranla bitmiş. Çünkü bu millet gücünü varlığına ve birliğine inandığı Allah’tan almaktadır. Yaşamını ve inancını son peygamber Hz.Muhammed Mustafa’nın (sav.) sünneti ile şekillendiren ve onun vasıtası ile insanlığın kurtuluşu için indirilen Kuran-ı Kerim ile hayat felsefesini oluşturan bu milletin yenilebilmesi için onlar gibi konuşan, onlar gibi inanan (sözde) ve onlar gibi yaşayan piyonları bulmaları gerekmektedir. İşte o zaman bu milletin güvene dayalı komşuluk hukuku zedelenecek, günlük yaşamda bireyler kuşku içinde olacak ve toplum devlet ilişkisi zaafa uğratılarak yüz yıllardır baş eğdiremedikleri bu aziz millet yok edilecekti. Bu piyonları buldular da. 
Bunlar; ‘’ İnsanlardan öylesi vardır ki, dünya hayatına ilişkin sözleri senin hoşuna gider ve kalbindekine rağmen Allah'ı şahit getirir; oysa o azılı bir düşmandır.’’ (Bakara Suresi, 204. Ayet) İşte bu ayette ifade edilen ve adına FETO denilen bu zavallılar topluluğu efendilerine hizmet edebilmek için üstlendikleri görevi 15 Temmuz 2016 tarihinde hayata geçirmek isterler. Hani Akif Çanakkale için der ya ‘’ Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;’’ işte tam izahı budur 15 Temmuz akşamının. Çanakkale’de yapamadıklarını bu sefer içerdeki uşakları ile dener bu medeni..! Avrupa. 
Kim ne olduğunu bilemez, kimi kaçmış, kimi saklanmış, kimi korkmuş ama biri var ki haykırmış Ankara sokaklarında ‘’bu bir kalkışma hareketidir, kabul edilemez, hükümetin yanındayız.’’  Dönemin başbakanı CNNTÜRK’ten açıklama yapar ‘’en ağır şekilde cezalandırılacaklar, herkesi sokağa davet ediyorum.’’
Ama birileri daha vardı; o ölüm kusan göklere göğüslerini siper etmiş kahramanlar. 
Kimi zengin kimi fakir, kimi işçi kimi memur, kimi köylü kimi kentli, kimi aç kimi tok, kimi kadın kimi erkek, kimi anne kimi baba, kimi oğul kimi kız, kimi genç kimi yaşlı hepsi tek yürek ve hepsi VATAN SEVDALISI, MİLLET AŞIĞI atalarından aldıkları emaneti sonrakilere sapasağlam teslim etmek için ÖLÜME GÜLEREK koşanlar. İnsanlık var oldukça bu kavga bitmeyecek. Çünkü bu kavga hak ile batılın, doğru ile yanlışın, sömüren ile sömürülmek istenenin, HAÇLA HİLALİN kavgası.  
 
“Allah yolunda öldürülenlere sakın “ölüler” demeyin. Çünkü onlar diridir, fakat siz farkında değilsiniz.” (Bakara 2/154) 
Ümmetime ağır gelmeyecek olsaydı, hiçbir seriyyeden geri kalmaz, hepsine katılırdım. Allah yolunda şehit olmak, sonra diriltilip tekrar şehit olmak yine diriltilip tekrar şehit olmak isterdim.” (Buhârî, Îman 26; Müslim, İmâre 103, 107)
Gazi Mustafa Kemal onun için Cumhuriyeti emanet ettiği gençlere ‘’Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur.’’ diyerek bu aziz milletin kendine inanmasını ve güvenmesini kısaca TÜRKÜN TÜRKTEN BAŞKA DOSTU OLMADIĞINI ifade etmiştir.
Halil İbrahim YILDIRIM (2001)………………….Yusuf ÇELİK (1951) ve aralarındaki 248 kahramanı minnet ve şükranla anıyoruz. Ruhları şad, mekanları cennet olsun. 
 
Tarihin dilinden düşmez bu destan,
Nehirler gazidir, dağlar kahraman,
Her taşı yakut olan bu vatan,
Can verme sırrına erenlerindir.
   15 TEMMUZ’U UNUTMADIK, UNUTTURMAYACAĞIZ
 
Ramazan YALGIN
Park Eymir Toplu Yapı Yön.Kur.Bşk.
 

FATİH SULTAN MEHMET HAN (2. MEHMET)

  Takvim yaprakları 11 Temmuz 1995 tarihini gösterirken, tarih kitaplarına aşağıdaki not düşülüyordu. 

 ‘’Binlerce mezar taşının üzerindeki tarih aynı, 11 Temmuz 1995… Burası Srebrenitsa'daki Potoçari Mezarlığı... 11 Temmuz 1995 gününden başlayarak, 3 gün içinde, burada en az 8 bin Boşnak kurşuna dizildi; binlerce kadın ve çocuk canlarını kurtarmak için evlerini terketmek zorunda kaldı. O gün Sırp güçleri şehre girerken hiçbir direnişle karşılaşmadı. Zira bölge, Birleşmiş Milletler tarafından "güvenli bölge" ilan edilmişti. Silahları alınmış Boşnaklar tamamen savunmasızdı.’’
 Hani var ya tüm dünyaya insan hakları dersi vermeye çalışan kendini medeni sanan Avrupa; işte tam ortasında meydana gelen soykırımı sadece seyretmiş, tek bir kelime bile söyleyememiştir. Dikkat ettiniz mi bölge Birleşmiş Milletler tarafından da güvenli bölge ilan edilmiş. İşte tarihi gerçek bu Türkiye’yi her konuda eleştiren ve batılı..!(medeni) diye bize yıllarca yutturulan büyük..! devletlerin bulunduğu coğrafya.
Ama bizin ceddimiz; 530 yılı önce 1461 yılında bakın nasıl fermanlar yayınlıyordu.
 ‘’Ben ki Sultan Mehmet Han’ım; sıradan ve seçkin bütün insanlar tarafından bilinsin ki, bu padişah buyruğunu ellerinde bulunduran Bosnalı [Fransisken] ruhbanlara büyük bir lütufta bulunarak şunları buyurdum: Adı geçenlere ve kiliselerine hiç kimse engel olmayacak ve sıkıntıvermeyecektir ve onlar sakınmaksızın ülkemde yaşayacaklardır. Ve kaçıp gidenler bile güven içinde olacaklardır. Gelip ülkemizde korkusuzca oturacaklar ve kiliselerine yerleşeceklerdir. Ne ben, ne vezirlerim, ne kullarım, ne uyruklarım, ne de ülkemin bütün halkından hiç kimse adı geçenlere — kendilerine ve canlarına ve mallarına ve kiliselerine ve dışarıdan ülkemize gelenlerine— dokunmayacak, saldırıp incitmeyecektir. Yeri, göğü yaratan Rızıklandırıcı adına ve Kur’an adına ve ulu Peygamberimiz adına ve yüz yirmi dört bin peygamber adına ve kuşandığım kılıç adına yemin ederim ki, bu kişiler emrime itaat ettikleri sürece, bu yazılanlara hiç kimse uymazlık etmeyecektir. Böyle biline.’’
 Bakın fetihten önce Bizanslılar ne diyordu. Grandük Notoras "Şehirde Latin külahı görmektense Türk sarığını yeğlerim" diye en veciz biçimde ifade etmişti.
 Niye söylenmiştir bu söz. Çünkü Bizanslılar Kudüs’ü Müslümanların elinden kurtarmak için Papa tarafından bir araya getirilerek Anadolu üzerinden Kudüs’e gönderdiği Haçlı Ordusunun Bizans’ta (1096-1272)  yaptığı vahşeti yaşamıştır. Hangilerini sayalım. 
Şimdi şu soruyu soralım kendimize dünyanın incisi, gözbebeği İstanbul, böyle çapulculara bırakılır mı. Asla. 
Birde her şeyin mutlak hâkimi Allah’ın, sevgili nebisi Hz.Muhammed Mustafa (sav.) hadisi vardır; tüm padişahların rüyasına giren. “Letüftehanne’l Kostantıniyyete, ve le ni’mel emrü zâlike’l emr, ve le ni’mel ceyşü zâlike’l ceyş” “İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, o ordu ne güzel ordudur.”
İşte bu methiye 12 yaşında tahta çıkan, 21 yaşında fethi gerçekleştiren FATİH SULTAN MEHMET HAN ve Türk Ordusu içindir.    
 Yeryüzünde başka bir millet yoktur böyle övgüye mazhar olan. Aksine lanetlenen milletler vardır.
 O, Devlet Yönetimiyle Ötüken’de Bilge Kağan, ilmiyle Türkistan’da Ahmet Yesevi, Malazgirt’te imparatorluklara diz çöktüren Sultan Alparslan, Kosova’da duasıyla rüzgârın yönünü değiştiren 1. Murat, Niğbolu önlerinde bir aydan önce gelemez denilen yolu bir haftada alan Yıldırım’dır. O, inanmışlığı ile Hz. İsmail, sadakatiyle Hz. İbrahim’dir. O, çağ açıp çağ kapayan bir yiğittir.
 Fethin 567. Yıldönümünde Sultan Mehmet’i ve fetihte görev almış tüm ecdadı rahmet, minnet ve şükranla anıyoruz.
Ramazan YALGIN
Toplu Yapı Yönetim Kurulu Başkanı
 
 
 

TÜRK MİLLETİNE UMUTSUZLUK YAKIŞMAZ…..!

 İnsanlık tarihine Hunlar ile adını yazdıran Türkler; çağın her döneminde kendi kahramanlarını yetiştirerek, hür ve bağımsız yaşamışlardır. 40 arkadaşı ile Çin Sarayını basan Kürşad ile Kafkas Kartalı Şeyh Şamil işte bu kandandır. İmparatorluklar yıkan, çağ açıp çağ kapayan yine bu soydan gelenlerin tarih yazdıkları dönemlerdir.

Yeryüzünde hiçbir millet yoktur ki bir peygamberin methine mazhar olsun. ‘’ “İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, o ordu ne güzel ordudur.”  Yine hiçbir millet yoktur ki, hasta, öldü, bitti denerek yedi cihanın saldırıları karşısında yine bağrından çıkan kahramanlarla varlığını, birliğini daim kılsın.
İşte kaybedilen birinci dünya savaşı sonunda Türkleri geldikleri yere göndermek için yemin etmiş yedi düvelle Anadolu’yu parselleyenler yetmemiş, Avrupa’nın şımarık çocuğuna da bu güzel memleketin bir yöresi peşkeş çekmişlerdir. 
Hiçbir ahlaki kural tanımayan, insanlıktan bir haber, tek bildikleri yağma, işkence ve katliam olanlar yine karşılarında; Alparslanların, Yıldırımların, Fatihlerin, Yavuzların torunları olan Hasan Tahsinleri, Sütçü İmamları, Şerife Bacıları, Kara Fatmaları, Halide Onbaşıları, Hafız Selman İzbelileri (TBMM ilk Kadın Milletvekili) ve Kara Yılanları bulurlar.
İşte bu aziz millet yine bağrından bir kahraman çıkarır ve o kahraman ‘’Ya İstiklal, Ya Ölüm’’ düsturu ile Samsun’a çıkar. Onun adı MUSTAFA KEMAL’dir.
Havza’da yöre eşrafından Sıtkı Hoca şöyle hitap eder:
“Yangın saçaklığı sardı. Yanıyoruz! Tek çaremiz, silaha sarılmaktır.
Derhal silahlarınızı temizleyiniz! Silahı olmayan baltasını, baltası olmayan sağlam bir odunu eline alsın, derhal saldıracağız! Önce içimizdeki ekmek bilmez hainleri, sonrada yurdumuzu işgal eden düşmanları temizleyeceğiz!”
Bugün olduğu gibi dün de hainler vardır…………..
Öyle bir destan yazılır ki Anadolu topraklarında dost düşman herkes bu milletin boyunduruk altında yaşayamayacağını öğrenir. Bu mücadelenin sonunda ortaya pırıl pırıl Türkiye Cumhuriyeti doğar. Bitmiş umutların yeşerdiği, gelecek umutlarının yeniden filizlendiği bu eseri Gazi gençlere hediye eder.
"Milletin bağrından temiz bir nesil yetişiyor. Bu eseri (Türkiye Cumhuriyetini) ona bırakacağım ve gözüm arkamda kalmayacak."(Mustafa Kemal ATATÜRK)
19 Mayıs 1919 tarihinde kutlu olsun Samsun’da karaya ayak basan Mustafa KEMAL bu mücadelenin sonunda Gazi unvanını alır ve Türk Milletinin kendisine layık gördüğü ATATÜRK soy ismi ile Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK olarak her zaman inandığı ve güvendiği bu aziz milletin bağrında yaşayacaktır.
Şairin dediği gibi ‘’Bayrakları Bayrak Yapan Üstündeki Kandır, Toprak Eğer Uğrunda Ölen Varsa Vatandır.’’ Bu mücadeleyi veren tüm kahramanları minnet ve şükranla anıyoruz. 
19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı Kutlu olsun.

Ramazan YALGIN
Park Eymir Toplu Yapı Yönetim Kurulu Başkanı